Vidar">

2008 küresel krizi sonrası avrupa borç krizi

2008 küresel krizi sonrası avrupa borç krizi

2008 Küresel Krizi’nin ardından Avrupa, kendisini uzun soluklu ve oldukça yaralayıcı bir süreç içerisinde buldu. Peki neler yaşandı ve bu sürecin izleri günümüzde nasıl gözlemleniyor?

Aslında Avrupa, Mortgage krizinin ardından çok daha zorlayıcı bir sınav verdi; Avrupa Borç Krizi. Bu kriz aslında ağırlıklı olarak ekonomik olarak oturmamış ve devlet borçlanmaları yüksek olan devletlerde yaşandı. (Yunanistan, Portekiz, İrlanda, İspanya, İtalya…)

ABD’de emlak sektöründe başlayan krizin kısa sürede Avrupa’ya yansıması ilk olarak Yunanistan’da ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da borç krizi olarak ortaya çıkan bu durumun diğer ülkelere de sıçraması Birlik içinde ekonomik ve parasal birliğin gelecekte devamı konusunda ciddi şüpheler ve panik ortamının yaşanmasına neden olmuştur. Almanya ve Fransa’nın yardım konusunda isteksiz davranması ise panik ortamının büyümesine katkıda bulunmuştur. Yunanistan’dan sonra İtalya, İspanya, Belçika, Portekiz ve İrlanda’nın da benzer sorunlar yaşaması Birlik’in geleceğini tehdit eder hale gelmiştir. (Turgan, 2013)

Aslında bu kriz pek de sürpriz değildi. Çünkü Avrupa Birliği, özellikle 2000’li yılların başında kurmak için ciddi adımlar attığı ve somut anlamda kullandığı Euro ve Euro bölgesi için yoğun çaba sarf ediyordu. Avrupa Birliği üyesi veya diğer ülkelere yardım ve fon sağlamak amacıyla kurulan ekonomik kuruluşlar, yeniden ekonomik yapılanmaya giden ülkelere düşük faizli kamu borçları veriyordu. Bu aşırı borçlanma günü kurtaran bir sonuç gibi gözüküyordu ve borç alan ülkeler bu borçlarını ekonomik düzenleme sağlanınca rahatlıkla ödeyeceğini sanıyordu. Ancak işler pek de öyle gitmedi.

Aşırı borçlanmalar sonucu toparlanmaya çalışan ülkeleri, büyük bir küresel kriz tekrardan bir ekonomik buhrana sürükledi. Bu ülkelerden, yukarıdaki alıntı metinde de bahsedildiği gibi ilk ve ağır yaralanan Yunanistan oldu. Bundan birkaç yıl önce bile IMF borçları ve dış ülkelere bağımlılık hususunda büyük iç tartışmalar yaşamış ve halen üstesinden gelmeye çalışan ülkenin etkisi, kısa sürede Avrupa Birliği’nin içine nüksetti. Bundan diğer zayıf ekonomik sistemli ülkeler çok ciddi yaralar aldı ve bu süreç, beraberinde günümüzde dahi ülkelerin iç siyasetinde tartışma konusu olacak sorunlar yarattı.

Ancak sonrasında, Birlik içerisinde ekonomisini dik tutabilen ülkeler ve Avrupa’nın fon kuruluşları bir ortak kurtarma planı açıkladı. Bunun amacı tamamen Avrupa Birliği üyesi ülkelerin çoğunun kullandığı Euro’nun imajını zedelememek ve krizin Euro bölgesi içerisinde iyice ilerlemesini önlemekti.

eurozone1

Bu gelişmeler doğrultusunda 10 Mayıs 2010 tarihinde Avrupa Birliği ve IMF tarafından ortaklaşa hazırlanan 110 milyar Euro tutarındaki kurtarma paketi Yunanistan’ın kullanımına sunulmuştur. Bu paketi takiben İrlanda için 85 milyar Euro, Portekiz için de 78 milyar Euro’luk kurtarma paketleri açıklanmıştır. (Turgan, 2013)

Tam da bu noktada, bu krizin ekonomik ayağının yanında bir şeyden bahsetmeden geçmek olmaz. Bu kurtarma paketlerinin açıklanması sonrasında özellikle güçlü ülkelerin vatandaşlarının serzenişleri, sosyal yapıda bir karşıtlık ve Avrupa Birliği’nin imajında zayıflık yarattı. Çünkü bu ülkelerin vatandaşları, kendi emeklerinin karşılığını ve parçası oldukları ekonominin dik duruşunun bu ülke çıkarları için kullanılması gerektiğini savundular. “Neden Yunanistan’ın zayıflıklarını bizim hükümetimiz ve bizler, emeklerimizle ödüyoruz?” serzenişi, bir noktada belirli kesimlerin Avrupa Birliği’nin kendi ülkelerine zarar verdiği fikrine kapılmasına yol açtı. Bu kriz öncesinde de yaşanan belirli olaylar, kriz sonrası sosyal yapıda değişen görüşler sonucu bu ülkelerde Avrupa karşıtı sağ muhafazakâr partilerin yükselişindeki temelde yatan sebeplerden birinin bu paketler olduğu ve paketlerin etkisinin bulunduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Yani bir bakıma kriz, sadece ekonomik sistemi sarsmakla kalmadı, aynı zamanda ülkelerin iç ve dış siyasetlerini direkt etkileyebilecek tepkilere ve sosyal direnişlere yol açtı. Bu bakıma 2008 ve sonrasında etkisiyle yaşanan tüm olayları sadece ekonomik olarak almak belirli noktada yanlış sayılabilir. Bu süreç, banka sistemlerinin zayıflığı sonrası patlamış bir krizin ardından yaşanan daha büyük sosyal krizler bütününden başka bir şey değildi.

Peki, ülkeleri biraz daha yakından incelemek istersek;

YUNANİSTAN

2000 yılında 150 milyar Euro seviyelerinde olan Yunanistan’ın kamu borçları, 2009 sonlarına gelindiğinde 300 milyar Euro seviyesine gelmiştir. Ekonomik büyümenin ağırlıklı olarak dış borç kaynaklı olması Yunanistan’ın bu süreçte karşılaştığı en büyük ve en ciddi sorundur. (Turgan, 2013)

yunanistan1

Günü kurtarmak için alınan ve asla kötü senaryo düşünülmeden uygulanan ekonomide yeniden yapılanma planları, bir felaketle sonuçlandı. Çünkü Yunanistan, bu plansızlığının bedelini yüksek işsiz oranları, büyük bankacılık kısıtlamaları ve bunun beraberinde getirdiği toplum ayaklanmaları ile ödedi ve ödemeye de devam ediyor. Yeniden yapılanma için sürekli kamu borçlanmasıyla geçen süreç, halen daha süren iç karışıklıklar getirmekten başka bir şeye yaramadı aslında Yunanistan için. Ülke içinde Birlik karşıtı eylemlerin sayısı bir hayli arttı ve Birlik karşıtı söylemlerde bulunan kişiler popülerlik kazanmaya başladı. Aslında işin özü, Yunanistan’ın son 15 yılda kazandığı tek şey, siyasal istikrarsızlık oldu.

İRLANDA

Aslında İrlanda da yaşanan şey, ABD temelli yaşanan krizle çok benzerlik gösteriyordu. Çünkü İrlanda kamu borçları gibi sebeplerden değil, direkt olarak Mortgage krizinin getirileri sebebiyle ağır bir süreç atlattı. Bankacılık sektöründe yaşadığı büyük düşüş ve işten çıkarma olaylarına Yunanistan’da yaşananlarda eklenince, İrlanda büyük bir çıkmaza girmiş oldu.

Talepten çok daha fazla arzın olması emlak piyasasının bozulmasına ve ekonomik göstergelerin kötüleşmesine neden olmuştur. Emlak sektöründe yaşanan değer kayıpları %50-60 gibi çok yüksek oranlara ulaşmıştır. Konut piyasasında yaşanan değer kaybı ve panik ortamından en çok zararı bankacılık sektörü görmüştür. Krizin daha da büyümesini önlemek amacıyla hükümet tarafından bankalara 45 milyar Euro tutarında fon aktarımının yapılması bütçe açığını daha da büyütmüş ve 2009’da GSYİH’nin %14,3’ü düzeyinde olan bütçe açığı oranı 2010 yılında GSYİH’nin %32,4’üne yükselmiştir. (Turgan, 2013)

irlanda1

Aslında bir fırsat olarak bilinen krediler Euro bölgesinde de kazançlı olacağı fikriyle ciddi bir varlık gösteriyordu. Ancak önce ABD’de yaşananlar ve daha sonrasında bankaların tek tek sistemlerinin çökmesi sonucu İrlanda buna daha fazla dayanamadı ve fiyatlarda yarı yarıya kayıplar yaşanması ve çoğunluğun borçlarını kapatamaması sonucu Mortgage Krizi’nin bir nevi Avrupa ayağı görülür bir hale geldi.

PORTEKİZ

Portekiz’de yaşanan kriz aslında uzun süredir devam eden kamu maliyesi sorunlarının bir uzantısı olarak görünmektedir. 2011 yılında İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarını ihlal eden ilk ülkenin Portekiz olması ülkede yaşanan sorunların en önemli işaretlerinden birisidir. Yaşanan sorunlara ek olarak ABD’de başlayan krizin Avrupa Birliği üyesi ülkelere de sıçraması koşulları daha da zor hale getirmiştir. (Turgan, 2013)

portekiz1

Aslında bu küresel kriz öncesi de ekonomik açıdan iyi sinyaller vermeyen Portekiz, küresel kriz ile birlikte çok daha büyük ekonomik bir darbe aldı ve toparlanması asla kolay bir süreç ile de olmayacak.

Özellikle ülke içerisinde krize karşı işten çıkarmalar veya maaşlarda indirim ile çözüme gidilmeye çalışılması, dönemin mevcut başbakanının istifa etmesine yol açtı ve ekonomik kriz bir yandan da siyasal kriz olarak varlığını devam ettirdi. Ülke bu krizden çıkmak için IMF borçlarına başvurdu.

Şu ana kadar bahsettiğimiz üç ülkede de (Yunanistan, İrlanda, Portekiz) aynı sorunlar belirdi ve bu ülkeler Avrupa’nın belki de en fazla darbe yiyen ülkeleri oldu. Detaylı bir inceleme sonucu elde edilen tablolara da bakıldığında, bu üç ülke de Maastricht Kriterleri’ni karşılayamamış hatta beklenen rakamların da bir hayli altında kalmışlardır.

Maastricht antlasmasi

Maastricht Kriterleri/Anlaşması (7 Şubat 1992): bu anlaşma ile birlikte AET (Avrupa Ekonomi Topluluğu), 1992 yılında AB (Avrupa Birliği) adını almış ve parasal ve ekonomik birlik sözü vermiştir. Ayrıca güvenlik politikaları, savunma politikaları ve adalet gibi birçok konuda temel hususlar belirlenmiş ve üye ülkeler, bu hususlar dahilinde bir birlik olacağı sözünü vermiştir.

Temelinde aynı şeyler yatıyor gibi gözüken benzer sonuçlu bu krizler farklı temellerde yatıyordu. Bir yerde aşırı kamu borçlanmaları varken diğer tarafta Mortgage Krizi’nin etkileri, bir diğer tarafta da süregelen ekonomik istikrarsızlık kriz sebepleriydi. Tek ortak noktaları benzer sonuçlar yaşanmış olması ve bu sonuçların, aynı tetikleyici olay ile ortaya çıkmasıydı. Avrupa Birliği bu tetikleyici olay ile birlikte yaşanan krizi, kurtarma paketleri ve bu ülkelere ekonomik ve siyasi müdahaleler ile yatıştırmaya çalıştı. Bu girişimler ne kadar başarılı oldu ayrı bir tartışma konusu ama Avrupa Birliği genel anlamda iyi bir sınav verdi ve çabuk reaksiyonuyla müdahaleleri birleşince aslında en doğru yoldan çözüme ulaşmaya çalıştı. Birlik benzeri bir küresel kriz durumunda veya herhangi bir üye devlette yaşanan krizlerle baş edebilmek için iç politikalarda ve fonlarda büyük adımlar attı ve resmen yapısını reform etti. Her ne olursa olsun şu bir gerçek ki; Avrupa bu krizden çok fazla ders çıkardı ve deneyim kazandı.

ABD temelli başlayan Mortgage Krizi ile benzer zamanlı ve bağlantılı olarak yaşanan Avrupa Borç Krizi, burada bahsedemediğimiz birkaç ülkeyi daha ciddi anlamda etkiledi ama gün sonunda bu ülkeler bir şekilde ayakta kalmayı başardı. Böylece dünya, yaşadığı ciddi küresel krizin içinden dersler çıkararak ama yanında büyük yaralar alarak kurtulmayı başardı denebilir.

euroinoveryt

Kaynakça

Turgan, E. (2013, Ocak). 2008 Krizinin Avrupa Birliği Ülkelerine Etkisi ve Krizleri Önlemeye Yönelik Geliştirilen Mekanizmalar. Türkiye.

  • Gösterim: 1249